Orta Doğu

''Şii teröristlerin Sünnilere saldırması DEAŞ’ı güçlendiriyor''

Abone Ol

Şii terör örgütlerinin Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin evine yaptığı saldırının ardından başlayan süreçte, Şiilerin Sünnilere yönelik katliam girişimleri terör örgütü DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini de arttırdı.

DEAŞ’ın söz konusu faaliyetleri belli bir bölge yerine Irak’ın farklı bölgelerinde gerçekleşiyor. Şiilerin saldırısı DEAŞ’ın yeniden yaygın bir faaliyet alanı kazanmaya çalıştığı dönemde elini güçlendiriyor.

Son bir hafta içerisinde DEAŞ’a yönelik Musul, Kerkük, Selahaddin, Diyala ve Anbar’da yoğun operasyonlar yürütülürken, DEAŞ’ın de söz konusu bölgelerde saldırıları arttı.

DEAŞ’ın son iki saldırısını Şii Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Selahaddin’e bağlı Amirli ilçesi ve Diyala’ya bağlı Karatepe nahiyesine yönelik gerçekleştirdi.

Bu bölgede yaşayan Türkmenlerin de büyük bölümü Şii mezhebine bağlı ayrıca bölgede Haşdi Şaabi ve Şii milis grupların da etkin olarak rol oynuyor.

Bu noktada DEAŞ’ın ve Şii terör örgütlerinin mezhepsel savaşı körüklemeye çalıştığı iddia edildi.

DEAŞ’ın Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bir köye saldırmasının ardından, bölgedeki aktif Şii terör grupları çevre bölgelerdeki Sünnilerin yaşadığı köylere baskınlar düzenleyerek, katliam yaptı.

Bu durum mezhepsel gerginliğini arttırırken, DEAŞ’ın bundan fayda sağlamaya çalıştığı görülüyor.

ORSAM’dan Bilgay Duman’ın ‘’ Irak’ta Güvenlik – Siyaset Dengesi’’ analizine göre:

''10 Ekim 2021’de gerçekleştirilen Irak Parlamentosu seçimlerinde Sünni siyasi grupların Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı başta Musul ve Anbar olmak üzere Selahaddin ve Diyala gibi vilayetlerde taban kazanmış ve Sünnilerin siyasi gücünü konsolide etmiş olması, DEAŞ’ın söz konusu bu bölgelerde destek bulmasını zorlaştırıcı bir faktör olarak ortaya çıkarıyor. Başka bir deyişle, Sünnilerin Irak’taki siyasi ve yönetimsel sürece entegre ve angaje olma isteği, mezhepsel kimlik ve “Sünni radikalizmi” üzerinden taban ve destek bulmaya çalışan IŞİD açısından yaşamsal bir zorluğu da beraberinde getiriyor. Bu nedenle DEAŞ’ın mezhepsel gerginlik üzerinden saldırılar düzenleyerek düzeni ve güvenliği bozma arayışında. Zira şiddet dengesi kayboldukça DEAŞ’ın de alan bulması daha kolay oluyor

Öte yandan Şii milis grupların yaşadıkları başarısızlığı ve kaybettikleri taban desteğini, toplumsal gerginlikler üzerinden örtme ya da telafi çabası içerisinde olduğunu söylemek mümkün. Kesin olmayan seçim sonuçlarına bakıldığında Irak’taki en büyük Şii milis gruplardan biri olan Bedir Örgütü’nün öncülüğündeki, Şii milis grupların siyasi organlarının ve destek verdiği siyasi grupların çatı oluşumu Fetih Koalisyonu parlamentoda elde ettiği sandalye sayısı açısından büyük bir kayıp yaşadı. 2018 seçimlerinde kazandığı 50 sandalye ile seçimlerden ikinci olarak çıkan Fetih Koalisyonu’nun sandalye sayısının, 2021 seçimlerinin ilk açıklanan sonuçlarına göre 15 sandalye civarına gerilediği görülüyor. Bu durum toplumsal desteğin azaldığı ya da başka bir yöne kaydığının göstergesi.

Bu durum milis grupların yönetimsel etkinliğini de azaltacak bir faktör. Zira Fetih Koalisyonu’nun sandalye sayısının düşmesi, hükümet pazarlıklarında Fetih Koalisyonu’nun elini zayıflatacak. Bununla birlikte 2021 Irak Parlamentosu seçimlerinin galibi olarak görünen ve 70’ten fazla sandalye çıkaran Sadr Hareketi ile Fetih Koalisyonu içerisindeki gruplar arasındaki çekişme de dikkate alındığında, toplumsal taban desteğini kaybeden Fetih Koalisyonu’nun olası hükümet pazarlıklarında da elini zayıflatacak gibi görünüyor. Bu noktada milis grupların bunu toplumsal gerginlikler üzerinden telafi etmeye çalışması Irak’ın istikrarı açısından en büyük tehlikelerden biri. Nitekim seçim sonuçlarına itiraz eden başta Fetih Koalisyonu olmak üzere, Sadr Hareketi dışındaki Şii gruplar, başta Bağdat olmak üzere protesto gösterileri ve oturma eylemleri düzenliyor. Hükümetin de bu gösterilere karşı zaman zaman sert karşılık vermesi toplumsal gerginlikleri körüklüyor ve halk ile yönetimsel otorite arasındaki gerginliği arttırıyor ve siyasi krizi derinleştiriyor. Siyasi kriz derinleştikçe de ülkedeki güvenlik problemleri artıyor. Zira Irak’taki güvenlik yapılanması içerisinde de grupsal çekişmeleri göz ardı etmek mümkün değil. Böylece ülkede güç ve güvenlik boşlukları oluşuyor ve bu da terör örgütlerine zemin hazırlıyor.

Ayrıca bu durum ya ülkede yeni siyasi krizlere kapı aralıyor ya da var olan krizleri yeniden alevlendiriyor. Nitekim tartışmalı bölgeler meselesi bunun en bariz örneklerinden biri. DEAŞ’ın de sıkça eylem yaptığı, tartışmalı bölgeler olarak ifade edilen, başta Kerkük olmak üzere Musul, Selahaddin ve Diyala’nın bazı bölgelerine yeniden peşmergelerin döneceğine ilişkin söylentiler, özellikle Kerkük’te infial ortaya çıkarmış durumda. Bilindiği gibi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 2017’de düzenlediği bağımsızlık referandumunun ardından Irak merkezi hükümetinin düzenlediği askeri operasyonlar sonucu tartışmalı bölgelerdeki idari ve güvenlik konularındaki kontrol IKBY’den merkezi hükümete geçmişti. Mevcut durum itibariyle DEAŞ’ın saldırılarının artması, ülkedeki siyasi krizin varlığı ve 2021 Irak Parlamentosu seçimlerinde tartışmalı bölgelerde Kürt partilerin kazandığı sandalye oranı göz önüne alındığında, IKBY’nin yeniden bu bölgelerde söz sahibi olmak için hamleler yapıyor. Ayrıca Kürt partilerinin bu durumu hükümet pazarlıkları için de kullandığına dair düşünceler başta Kerkük’te Türkmenler ve Araplar olmak üzere rahatsızlık ortaya çıkarıyor. Nitekim son olarak Irak Türkmen Cephesi Başkanı Hasan Turan, bu konuya ilişkin bir açıklama yaptı.

Bu noktada ülkedeki istikrarsızlık ve terör örgütlerinin eylemlerinin her kesime verdiği zarar ortada. Ayrıca hangi konuda olursa olsun tek taraflı adımların hiçbir kesime fayda sağlamadığını söylemek yerinde olacak. Zira IKBY ve merkezi hükümet arasındaki gerginliklerden sonra bütçe konusunda yaşanan sıkıntılar dikkate alındığında, IKBY’nin iç siyasal ve yönetimsel dengesinin de bozulduğu dikkatlerden kaçmamalı. Buradan hareketle Irak’ta istikrar yakalanmak isteniyorsa uzlaşı ve iş birliği üzerinden hareket edilmesi yerinde olacak. Aksi takdirde ülkedeki kısır döngü tüm kesimler üzerinde olumsuz sonuçlar bırakabiliyor ve ülkeyi dışı müdahaleye açık hale getiriyor. Bu durum ülkeyi her geçen gün içinden daha fazla çıkılmaz bir noktaya getirebilir.''