Suriye'nin kalbinde, onlarca asırlık tarihi ve kültürüyle duran Palmira, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehir. Ancak 1980 yılında, bu antik kent başka bir tarih yazdı. Bu kez, yazılanlar ne bir uygarlığın ne de bir medeniyetin parçasıydı; Palmira'nın toprağına kan damladı.
Hafız Esed'ın demir yumruklu yönetimi altında geçen 1970'ler, Suriye'de karmaşa ve gerilim dolu yıllardı. Nusayri azınlığın oluşturduğu Esed rejimine karşı binlerce muhalif, korku dolu gözlerle umutlarını yitirmemeye çalışıyordu. Ancak bu karmaşık ve gergin atmosferin içinde, bir ölüm kusan fırtına toplanıyordu.
1980 yazının sıcak bir gününde, bir grup İslamcı militan, Esed rejimini devirmek ve ülkedeki halkın sesini duyurabilmek için bir suikast girişiminde bulundu. Girişim başarısız oldu, ama bu başarısızlık, umutsuzluğun ve acının korkunç bir dalgasını beraberinde getirdi. Esed'ın kardeşi Rıfat Esed, suikastçılardan intikam almak için harekete geçti. Onun hedefi, Palmira'daki cezaevinde tutulan yüzlerce masum mahkum oldu.
Palmira Cezaevi, Esed rejimine başkaldıranların seslerinin susturulduğu bir yerdi. Ancak o yaz gününde, bu hapishane, bir ölüm mezarına dönüştü. Rıfat Esed'ın emriyle askerler cezaevine girerek, içerideki yüzlerce mahkumu katletti. Üç saatlik bir zaman diliminde, ne bir suçu ne de bir suçlusu olan yüzlerce insan hayatını kaybetti.
Bu korkunç olayın dünya çapında duyulması yıllar sürdü. Suriyeli öğrenci Bara Sarraj, dokuz yıl boyunca bu cezaevinde yattı ve dünyaya Palmira'daki gerçekleri anlattı. Sarraj, hikayesini Amerika'ya taşıdı ve Harvard Üniversitesi'nde tıp okudu. Ancak onun anlattıkları, Palmira'da yaşananlar hakkındaki tek gerçekler değildi.
2001 yılında, Hafız Esed'ın ölümünün ardından iktidara gelen oğlu Beşşar Esed, Palmira Cezaevi'ni kapattı. Ancak bu hareketi, 2011 yılındaki "Arap Baharı" hareketiyle, Suriye'nin her köşesi yeni bir umutla çalkalandı. Bu tarihi dönüşüm rüzgarları, insanları demokrasi, özgürlük ve eşitlik umutlarıyla doldurdu. Fakat Suriye'nin yeni lideri Beşşar Esed, bu fırtınanın karşısına dikilmiş bir duvar gibi duruyordu.
Arap Baharı'nın getirdiği hareketlilik, Beşşar Esed'ın yönetimini sorgulamaya ve eleştirmeye başladı. Halk, Palmira Cezaevi'nin kapanışıyla başlayan siyasi reformların daha da ilerleyeceğini umut ediyordu. Fakat Suriye, beklenen bu değişim yerine, önceki baskıcı rejimin korkunç yüzünü bir kez daha görmek zorunda kaldı.
Esed, ülkedeki istikrarsızlığı bastırmak adına Palmira Cezaevi'ni yeniden açmıştı. Bu hamle, birçok insanın kalbindeki umudu yok etti ve Palmira'nın göğüs kafesindeki yaraları yeniden açmıştı. Cezaevi, yine hükümetin muhaliflerini susturduğu ve halkın korkularını beslediği bir sembol haline gelmişti.
Yerel kaynaklar Palmira cezaevinde en az 1200 kişinin katlediğini ifade ediyor. Katliamda ölenlerin büyük bir çoğunluğunun ise Müslünan Kardeşlere üye olduğu belirtiliyor.