Tunus'un Yasemin Devrimi, Arap ülkelerinde yıllarca etkisini sürdüren Arap Baharının doğuşuna sebep olan bir simgeydi. İnsanlar Mısır, Libya, Yemen ve Suriye'de baskıcı hükümdarlara ve tiranlara karşı ayaklandı ve bu ülkelerden Suriye, Rusya ve İran’ın muazzam desteğiyle devrilmekten kurtuldu.

Yıkıcı halk dalgasıyla başlayan devrimleri, Siyonist himayesinde BAE ve Suudi Arabistan liderliğindeki karşı-devrimler izledi. Bu iki mutlak kraliyetçi yönetimler, devrimin kendi tahtlarını tehdit edeceği korkusuyla, halkın, demokrasi ve özgür iradenin kokusunu almasına müsaade etmedi.

Bununla birlikte, Arap Baharı ülkeleri istikrarın tadını çıkarmadılar ve devrimlerinin meyvelerinin tadını çıkarmadılar. Özgürlük, haysiyet ve sosyal adalet gibi devrimin vadettiği, asli hedefler kan denizinde boğulma kaderinden kurtulamadı.

Tunus'un ülkedeki kaos tohumlarını ekmek için durmak bilmeyen çabalara, Şükrü Belayiz ve Muhammed Brahmi gibi siyasilerin suikastına ve bir sürü siyasi engellemelere rağmen, kötü niyetli karşı-devrimci tuzaklardan yakasını kurtarabildiği düşünülüyordu. Böylece Tunus, bulunduğu coğrafyada Arap Baharını başarıya gerçekleştirmiş bir model özelliği kazandı.

Hem eski diktatöre bağlı politik figürler üzerinden milyarlarca dolar harcayarak, hem de muhalefete bağlı devrimci isimlerin görevde olmasını engelleyerek, BAE diktatörlük rejimi yeniden cari hale getirebilmek için çok çalıştı. Tıpkı Arap dünyasında demokratik olarak seçilen ilk Tunus Cumhurbaşkanı olan Munsif Marzuki vakasında olduğu gibi…

Munsif Merzuki

Ancak karşı devrimci güçler Tunus siyasetine sızdı ve siyasi ortamı yozlaşmış para ve ne yazık ki sadakat satın alabildikleri bazı partilere lojistik destekle kirletti.

Maalesef ki karşı devrimci güçler, rüşvet ve sadakatlerini paraya çevirebilecek tıynetteki bazı partilere lojistik destek sağlayarak Tunus’taki siyasi ortamı kirletmeyi başardı. Ayrıca Marzuki'yi devirmek için tanınmış medya kuruluşları ve gazetecileri de satın almayı başardılar.

Yine Marzuki, Arap Baharı’nın bitirilmesinin sorumlusu olarak gördüğü BAE’yi; tıpkı Tunus’ta önceden yapmış olduğu ve hala yapmaya devam ettiği gibi Libya’da da devrimci süreci yok etmeye çalışmakla suçluyor. Bu gerçeğin bölgede gayet bilinen bir gerçek olduğuna da vurgu yapıyor.

El-Beci Kaid es-Sibsi

Marzuki'yi devirerek yerine yeni Başkan Beji Caid Essebsi'yi desteklediler ki, devrik diktatör Zeynel Abidin’in faşist rejimini geri getireceğini ve böylece özgürlükleri bastırıp, devrimin etkilerini bitirebileceklerini umdular. Essebsi için, başkanlığı ve miras hukuku gibi verdiği bazı kararlar ve yasalar hakkında bazı çekincelere rağmen, BAE'yi memnun etmek gibi bir amaç gütmediğini ve Nahda hareketini bitirmesini istemelerine rağmen, kendisinden istenenleri yapmadığını itiraf etmeliyim. Böylece ülkeyi BAE ve müttefiklerinin istediği kaosa sürüklemedi. Bunun yerine, görev süresi boyunca Tunus'un istikrarına katkıda bulundu. Ayrıca Tunus'ta demokratik sürecin işlemesine katkı sağlayarak BAE’nin kesin karşı çıkmasına rağmen Cumhurbaşkanlığını seçilmiş Kays Sayid’e teslim etmesini bildi. Kays Sayid’in karşısında BAE, eski savunma bakanı olan ve yolsuzlukla suçlanan Abdül Kerim el-Zübeydi’yi destekliyordu.

Karşı devrim, orduyu yanına çekmeyi ve askeri bir darbe gerçekleştirmeyi Tunus’ta başaramadı; ordu tarafsız duruş benimsedi. Bu yöntemle sonuca ulaşamayan BAE, ülkede kaosa neden olmak için endüstriyel eylemi kullanarak orduyu kontrolünü ele geçirmek için harekete geçmeye zorladı. Aynı zamanda cumhurbaşkanlığı, yasama ve yürütme kurumlarının ahengini bozabilmek için çok mesai harcadıysa da, Tunus devrimini yok etmede yine hayal kırıklığına uğradı.

Tunus'taki mevcut kriz, Elyes Fakhfakh hükümetine ve Maliye Bakanı olduğundan beri büyük yolsuzluk davalarına katılımına güvenoyu vermemesi ile somutlaştı. Oysa Fakhfakh, hükümetini yolsuzlukla mücadeleyi hedef edinerek kurmuştu. Nahda hareketi bakanlarını hükümetinden kovma hatasını, kendi yolsuzluklarının ortaya çıkışı izledi. Ardından söz konusu siyasi kriz kaçınılmaz olarak vuku buldu.

Aslında bu kriz, en başından beri uyumsuz bir tablo ortaya çıkaran genel seçim sonuçlarıyla başlamıştı. Devrimci ortaklık temelinde bir koalisyon hükümeti kurma hedefiyle bir araya gelen Nahda, Halk Hareketi ve Demokratik Akım Partisi arasındaki ittifak, partilerin partizan çatışmaları ve dar siyasi çıkarlara odaklanıldığından ötürü anlaşamadı ve parlamento da Habib Jemli hükümetine onay verdi.

Demokrat Blok partileri Nahda'nın anayasanın öngördüğü şekilde adayını seçmesini engellemekte ısrar edince ve kriz kötüleştikten sonra, genel popülaritesi olmamasına rağmen Sayed'in tercihi olan Fakhfakh liderliğindeki kırılgan bir hükümet kurmayı isteksizce kabul ettiler.

İlyas el-Fahfah

Krizin siyasi çatışması ve karmaşıklığı, Parlamento'nun dağılması yönündeki çağrıların yanı sıra Raşid Gannuşi’yi hedef alan ve Nahda'ya karşı bir şeytanlaştırma kampanyasıyla daha da kötüleşti. Üstelik Nahda’ya karşı kötüleme kampanyasında da insanları korkutmak için siyasi İslam'ın hayalet kullanmaktan da geri durmadı.

Seçimlerde kaybeden ve Yasemin Devrimi’nin getirdiği reform sürecinden olumsuz etkilenen bazı siyasi partiler de bu kampanyayı körükledi. Örneğin, Özgür Destourian Partisi ve Tunus muhalefet lideri Abir Mussi, demokrasiyi reddeden aşırı sol ve demokrasiyi reddeden radikal sol cenah, hep birlikte, Tunus demokrasi ve reform deneyimine karşı durarak demokrasinin bozulmasına öncülük ettiler.

Meclisin toplandığı ilk günden itibaren, Özgür Anayasa Partisi’nin Başkanı Abir Moussi, siyasi yolu tıkamak ve demokrasinin Arap dünyasında başarılı olmayacağını göstermek için elinden geleni yaptı, çünkü demokrasinin, kendi tanımıyla Radikal İslamcılar olarak adlandırdığı kesimi iktidara getirecekti. Tunus siyaset denkleminden Abir Mussi, BAE muazzam desteğini gördüğünü de not etmemiz gerekir.

Moussi neler yaptı?

Abir Mussi​

Devrimi tamamen etkisiz bırakmak ve İslamcıları bastırmak için, evvela Tunus'taki demokratik geçiş sürecini tıkama gayesiyle grev yapmak, Mısır’da yaşandığı gibi askeri bir cuntaya güç ve yetki tevdi edilmesini istemek gibi çalışmalardan geri durmadı. Bu hedeflerini gerçekleştirmek için de BAE’ye yakın kişilerden oluşan bir ‘’operasyon odası’’ kurmuştu.

Tunus Cumhurbaşkanı, isim vermediği ancak (BAE tarafından desteklenen ve demokrasiye savaş açan kesimi), Tunus'un ulusal güvenliğine karşı yabancılarla komplo kurmak, ülkeyi istikrarsızlaştırma ve yok etme girişimlerine karşı uyardı. Ayrıca orduyu siyasi meselelere dâhil etme çabalarına karşı da dikkat çekti.

Şimdi hükümet görevden alındı ve bir siyasi aldatmaca biçimi olarak, bazı meclis blokları Parlamento Başkanı'na verdikleri güvenoyunu da geri çekmek için bir dilekçe sundular, bu da siyasi güçler arasında devam eden bir çekişme anlamına geliyor. Elbette ki böyle bir senaryo da siyasi krizin çok daha derinleşmesi anlamına geliyor.

Raşid Gannuşi

Devrimle bağlantılı bazı partilerin, Mısır'da Müslüman Kardeşler'e karşı muhalefetle birlikte hareket etmesi, Mısır için geri dönüşü çok zor olan bir yolda yürümek anlamına geldi. Üzücü olan, büyük parti Nahda ile ideolojik farklılıklar nedeniyle, yine Mısır’daki gibi demokrasiye karşı olan güçlerle bazı siyasilerin birlikte hareket etmesi hem üzücü hem de ciddi talihsizlik. Mısırlılar tüm seçimleri kazanan Müslüman Karleşler’e olan nefreti yüzünden devrimlerini kaybettiler.

Mısır'ın Ocak Devrimi'nin kaybolduğu gibi Tunus’un Yasemin Devrimi'nin de kaybolmasından korkuyorum. Tunus'taki demokratik deneyim, kırılganlığına rağmen, Arap dünyasında siyasetin karanlığında bir ışıktır. Umarım sönmez.

*Dr Amira Abo el-Fetouh tarafından Middle East Monitor sitesinde kaleme alınan bu makale, aslına sadık kalınarak, ortadoguhaber.com adına Hasan Nurhan Çelik tarafından tercüme edilmiştir.