1994 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (BMİDÇS) taraf olan ya da taraf olma niyeti gösteren devletler, uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları, iklim krizine çözüm bulabilme hedefiyle her sene Taraflar Konferansı (COP) kapsamında bir araya geliyor. Bu sene 26’ncısı (COP26) gerçekleştirilen zirvede her zaman olduğu gibi krizin aciliyetine yönelik çarpıcı konuşmalar ve tartışmalar öne çıktı.

Ancak acil harekete geçilmesini gerektirecek taahhütler verilse de bunların hemen uygulanabilirliğinin gerçekçi olmaması nedeniyle zirve yoğun eleştirilere de maruz kaldı.

COP26 görüşmelerinde alınacak kararlar ile temel olarak sera gazı emisyonlarının azaltımının, iklim değişikliği etkilerine adaptasyon ve dayanıklılığın güçlendirilmesinin ve kriz çerçevesinde savunmasızlığı daha fazla olan ülkelere yönelik finans ve destek artırımının hızlandırılması hedeflenmiştir.

COP26’DA ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR

COP26 görüşmelerinde, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 120’den fazla ülke sürdürülebilir kalkınma ve kapsayıcı bir kırsal dönüşümün teşviki çerçevesinde, ormansızlaşmayı durdurmak için birlikte çalışmayı taahhüt etti. Aynı zamanda ormanların korunması, iyileştirilmesi ve sürdürülebilir yönetimin sağlanması amacıyla 2021-2025 yılları arasında iklim finansmanı için toplu olarak 12 milyar ABD doları destek sağlanacağı duyuruldu.

Yerli halkların ve yerel toplulukların mülkiyet haklarının, toprak ve kaynak haklarının güvence altına alınmasına, güçlendirilmesine ve korunmasına yönelik faaliyetler kapsamında Almanya ve ABD gibi bazı gelişmiş ülkelerin bakanları ve birtakım kuruluşların temsilcileri, 2021’den 2025’e kadar 1,7 milyar dolarlık toplu finansman taahhüdünde bulundu.

Bazı özel kurum ve kuruluşlar gerçekleşen çevresel bozulmaların durdurulması ve bozulmanın tersine çevrilerek iyileştirilmesi bağlamında hareket edeceklerini bildirdi. Ayrıca, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 40’ın üzerinde ülke Paris Anlaşması kapsamında belirlenen hedeflere ulaşabilmek adına temiz teknolojilerin ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesinin ve yaygınlaştırılmasının hızlandırılması ve aynı zamanda tüm bunların herkes için makul fiyatlı ve erişilebilir olması amacıyla uluslararası alanda birlikte çalışma taahhüdü olarak "Atılım Gündemi"ni başlattı.

Öte yandan, Ukrayna, Güney Kore ve Endonezya’nın da aralarında bulunduğu 40’tan fazla devlet, 2030’lu yıllardan itibaren aşamalı olarak kömürden vazgeçme ve temiz enerjiye geçişi taahhüt eden bildiriyi imzaladı. Fransa, Almanya ve Kanada gibi ülkeler tarafından “sürdürülebilir ve yeşil bir ekonomik büyümenin” gerçekleştirilmesi ve bu kapsamda adaletli geçiş koşullarının sağlanabilmesinin destekleneceği bildirildi.

Otomotiv endüstrisinin ve karayolu taşımacılığı kapsamında sıfır emisyonlu araçlara geçişin hızlandırılması konusunda ilgili devletler ve sektörler tarafından taahhütler verildi. Sürdürülebilir tarıma geçişin hızlandırılması, şehirler için net sıfır karbon hedefi kapsamında geliştirilecek kentsel sistemler için araştırma, geliştirme ve yenilikçi çözümlerin benimsenmesinin sağlanması gibi konular da COP26 gündeminde kendine yer buldu.

ÖNE ÇIKAN KARARLAR VE ELEŞTİRİLER

Görüşmeler sürerken yayımlanan COP26 İklim Zirvesi taslağı ise bazıları net, bazıları ise belirsiz olmak üzere zirve boyunca yapılan görüşmeler doğrultusunda ifadeler içeriyor. Sonuçları ve alınan kararları içeren taslak, kabul edildiği ve imzalandığı takdirde Paris Anlaşmasını tamamlayıcı ve netleştirici bir role sahip olacak. Isınmayı 1,5 derece ile sınırlı tutma ve sera gazı emisyolarında azaltım hedeflerinin yinelendiği metinde olumlu bir ilerleyiş olarak ilk kez, kömür ve fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması gerektiğinin kabul edilmesinden açıkça bahsediliyor.

Bir diğer önemli gelişme; değişen hava koşullarının etkilerinin giderek daha büyük tehditler oluşturacağının kabulü ile bu tehditlere karşı savunmasız olan gelişmekte olan ülkelere kayıp ve hasarın önlenmesi/en aza indirilmesi için finansman ve teknoloji transferi gibi desteklerin artırılmasının aciliyetinin, “kayıp ve hasarlar” kavramıyla doğrudan ele alınarak belirtilmesi oldu. Aynı şekilde devletlerin sera gazı azaltım hedeflerini içeren Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) güncellenmesi gerekliliğinin vurgulanması ve bu kapsamda her yıl görüşülmesinin talep edilmesi de olumlu gelişmelerden bir diğeri.

Bununla birlikte taslak üzerinde uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağı belirsizliğini koruyor. Kaldı ki taslak ve zirvenin kendisi, atılmaya çalışılan küçük olumlu adımların dışında pek çok noksanlığa da sahip. Climate Action Tracker tarafından yapılan araştırmaya göre, devletler tarafından halihazırda verilmiş olan Ulusal Katkı Beyanlarındaki emisyon azaltım hedeflerine ulaşılsa dahi, ısınma ancak 2,4 derecede tutulabiliyor. Bu demek oluyor ki 1,5 derece hedefine ulaşabilmek için NDC’lerin güncellenmesi zaruridir. Ayrıca Paris Anlaşması'nda aşağıdan yukarı bir yaklaşım kullanılıyor ve buna göre belirli ilkelere uyulması şartıyla devletler emisyon azaltım seviyelerini ve bunları nasıl azaltacaklarını kendileri belirliyor.

Gönüllü olarak belirlenen bu hedefleri belirli bir siyasi baskıyla güçlendirmek mümkünse de uluslararası müzakereler kapsamında yasal bir bağlayıcılık olmadan kesin ve net hedeflere ulaşılmasının beklenmesi bir ütopya gibi görünüyor. Ayrıca net sıfır emisyon hedefine ulaşmada en büyük aşama olan kömür ve fosil yakıtlardan vazgeçme hedefi için de yeterli çaba gösterilmiyor. Örneğin müzakereler sırasında verilen kömürden vazgeçme taahhütlerinde günümüzde en fazla emisyona sahip Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Avustralya gibi ülkelerin imzası bulunmuyor. Öyle ki ilk sırada bulunan Çin’in devlet başkanı zirveye dahi katılmadı, Glasgow’a yalnızca devlet temsilcilerini yolladı. Ayrıca zirve kapsamında yapılan en büyük eleştirilerden biri de zirvede bulunan fosil yakıt lobisinin en büyük ülke delegasyonlarından daha fazla sayıda kişi içermesi oldu. Emisyonlara neden olan yakıtların kullanımında en büyük payı sahip olan aktörlerin çok sayıda temsilciyle zirvede bulunması tabiatıyla ironikti.

Taslak metinde sonuçlarla ilgili olarak “kayıp ve hasarlardan” bahsedilerek bunların önlenmesi ve giderilmesi yönünde destek artırımından bahsedilmesi ise 2015 yılında Paris Anlaşması kapsamında söz verilen fakat vaat olarak kalan 100 milyar ABD dolarını içeren Yeşil İklim Fonu düşünüldüğünde güvensiz bir madde olarak yerini aldı. Gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Pasifik ülkeleri, yüksek gelirli ülkelerden vaatler yerine daha fazla somut adım ve finans kaynağı bekliyor. Üstelik bu ülkeler krizden hem tarihi olarak hem de günümüz sera gazı emisyon oranlarında hiçbir sorumluluğu bulunmadıkları halde, yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalacak kadar kritik seviyede etkileniyorlar. Bununla birlikte Pasifik ülkelerinin temsilcilerinin çoğu Kovid-19 kısıtlamaları ve konaklama masrafları nedeniyle COP26’ya dahi katılamadılar. Bu durumun temsiliyet açısından sorun oluşturduğu aşikar.

Zirve sürecinde ve esasında yıllardır süren müzakerelerin tümünde temel tartışma ve sorun, sorumluluk ve yükümlülükler bağlamında gelişmekte olan ülkeler ve yüksek gelirli ülkelerin adil ve hakkaniyete dayalı bir yol izlenilmesi konusundaki anlaşmazlıkları ve ülkelerin konjonktürel durumuna göre farklı tavır takınmalarıdır. Tarihi sorumluluklar ve günümüz emisyonları düşünüldüğünde elbette adil bir sorumluluk paylaşımı ve yükümlülük üstlenilmesi krizin insani boyutları açısından önemli. Bununla birlikte bir an önce harekete geçilmesi de gezegenin her bir unsuru açısından hayati önem taşıyor. Türkiye de tüm çekincelerini bir yana bırakıp Paris Anlaşmasını onaylayarak olumlu bir adım attı. Fakat iklim krizinin etkilerinin önlenmesi ya da iyileştirilmesi kapsamında hem Türkiye’den hem de diğer devletlerden anlaşmayı onaylamanın ötesinde, fosil yakıtlardan vazgeçilmesi gibi adımları içeren acil somut eylemler bekleniyor.